arven
Mehmet Bircan

Mehmet Bircan

Mail: mehmet1can@hotmail.com

Ayasofya

Ayasofya

Son zamanlarda gündemi meşgul eden bir numaralı konu hepimizin malumu İslam’ın küfre karşı galebesi, Fatihin bizlere emaneti, Fethin sembolü olan Ayasofya. Nedir bu Ayasofya tartışması neden bu kadar gürültü kopartılıyor tarihi bilgiler doğrultusunda kısaca bilgi vermek istiyorum. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılan yapı, 430 yılından itibaren “kutsal bilgelik” anlamına gelen Ayasofya adı ile anılmaya başlandı.

Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.

Birinci kilise, İmparator Konstantios (337-361) tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna gelişen (bazilikal) planlı birinci yapı, İmparator Arkadios’un (395–408) karısı İmparatoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. (Bugün patriğin mozaik tasviri, Ayasofya’nın kuzey tymphanon duvarında görülebilmektedir.) Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.

İkinci Kilise, İmparator II. Theodosios (408-450) tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yapının, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip bazilikal planda olduğu bilinmektedir. Kilise, İmparator Justinianos’un (527–565) 5. saltanat yılında, aristokrat kesimi temsil eden maviler ile esnaf ve tüccar kesimi temsil eden yeşillerin İmparatorluğa karşı birleşmesi sonucunda çıkan ve tarihte “Nika İsyanı” olarak geçen, büyük halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532 yılında yıkılmıştır. 1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A. M. Scheinder başkanlığında yapılan kazılarda, bugünkü zeminin yaklaşık 2.00 m altında görülebilen II. yapının Propylon’una (anıtsal giriş kapısı) ait basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz parçaları bulunmuştur. Ayrıca anıtsal girişe ait diğer mimari parçalar ise batı kısımdaki bahçede görülebilmektedir. 

Günümüz Ayasofya’sı İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşa, 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmıştır. Kaynaklarda, Ayasofya’nın açılış günü İmparator Justinianos’un, mabedin içine girip, “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” dedikten sonra, Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı geçer. Hristiyan dünyası ve imparatorların Ayasofya ile ilgili yaptıkları çalışmalar hakkında verdiğimiz kısa bilgilerden sonra Ayasofya bizim için hangi manayı ifade ediyor bize ne anlatıyor birazda âcizane ondan bahsetmek isterim. 

 Bizim için asıl olan Ayasofya’nın sembolik olarak ifade ettiği anlam çok önemlidir. Nedir bu derin anlam Küfrün hâkimiyetinin yeryüzünden silinmesi, hakkın hâkim olduğu yeni bir dünyaya adım atılmış olmasıdır. Fetih tarihin akışını da değiştirmiş bir çağ açmış bir çağ kapamıştır. Medeniyetimiz açısından Ayasofya’nın değerli olmasının altında yatan yegâne anlam ve mana gücü hak sebebi sayan anlayışa karşı, hakkı üstün tutan anlayışın galip gelmiş olmasıdır. 

Hepimizin malumu islam dünyası için peygamber efendimiz tarafından müjdelenmiş bir şehir olan İstanbulun fethi Fatih Sultan Mehmet hana nasip olmuş sultan fatihte feth ettiği bu yerin en büyük mabedini gelenek olduğu üzere camiye çevirmiş ve ilk Cuma namazını da kıldırmıştır. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz kadarı ile Şehir tamamen Osmanlılar'ın eline geçince artık Fatih unvanını kazanmış olan İkinci Mehmed şehre yeniçerileri ve vezirleriyle birlikte girdi.

Kafile şehrin sokaklarından geçerek, Ayasofya'ya geldi. Burada atından inen genç hükümdar, yerden aldığı bir avuç toprağı kavuğunun üzerine serpti.

Bu hareketiyle Allah'a sığındığını belirtiyordu. Ayasofya'ya girdi. Bir müddet sessizce bekledi. Belki de bu zafer için şükrediyordu. Bu sırada bir askerin kilisenin mermerlerini sökmeye çalıştığını gördü.

Askere kızarak, bunların ganimet olmadığını söyledi. Bu yapılar padişahındı.

Kilisenin içerisinde korku ile bekleşen Rumlar'ın emniyet içerisinde evlerine götürülmelerini söyledi. Ulemadan birisi ezan okudu.

Fatih, namaz kıldıktan sonra bu büyük zaferi için dua edip, ardından Ayasofya'yı gezdi.

Fatih, Ayasofya'yı gezdikten sonra, kısa sürede kilisenin namaz kılınacak hâle getirilmesini emretti.

Ayasofya artık ilk Cuma namazına hazırdı.

O kutlu dakikaları, büyük bir heyecan ve coşku ile nakleden Askerî Müze’nin kurucusu Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın (ö. 1926) Feth-i Celil-i Kostantiniye adlı eserinden takip edelim:

“Fethi müteakib en mühim hadise Ayasofya’da ilk Cuma namazının kılınmasıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak Salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu tadilatı yaptıktan sonra Padişah, emirleri, mücahitleri, gazileri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mabedin içinde ilahî bir gulgule yükseldi, hafızlar okumaya, müezzinler salalara, ezanlara başladılar. Cemaat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe aksisedalarla uğulduyordu. Nice dem bu lahutî avaz sürüp gittikten sonra müezzinler, “İnnallahe ve melaiketehu…” ayetini yanık seslerle okumaya başlayınca Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretleri’nin koltuğuna girip tazim ile müşarünileyh hazretlerini minbere çıkardı. Etrafa nur-i hidayet saçan seyf-i Muhammedî elinde parıl parıl parlıyordu.

Hazret-i Fatih minberde yüksek ve mehib bir sesle “Elhamdülillah, Elhamdülillah…” diye hutbe okumaya başlayıp Cenab-ı Mün’im ve Muhsin-i hakikiye teveccüh ile şükür ve mahmedet eylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, mücahid-i din-i Mübin, bir acib inbisat, sürur ve zevk ile gaşyolmak derecelerine gelip feryad-ı şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.

Hazret-i Fatih, kaide-i üslub-ı hatib üzre hutbeyi okuyup eda ettikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretleri’ni imamete geçirip Cuma namazını ol vaktin icabatına göre mücahidin-i din-i Mübin safları önünde ifa eyledi.”

Ayasofya, 1 Haziran 1453'te Fatih'in de katıldığı cuma namazıyla birlikte resmen camiye çevrildi.

Müzeye çevrildiği 1934'e kadar da 481 yıl devamlı namaz kılınan bir Müslüman mabedi oldu.

1934 den günümüze kadar müze olarak kullanılan Ayasofya’nın milletimizin kahir ekseriyetinin de gönlünden geçirdiği gibi inşallah en kısa zamanda tekrar camii olarak açılır bizlerde tarihe tanıklık ederiz. 

Ayasofya ile ilgili yazılacak o kadar çok şey var ki ancak Üstad Necip Fazıl’ın Ayasofya hitabesinden ufak bir alıntı ile yazımı sonlandırıyorum. 

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem; fakat Ayasofya açılacak!.. Türkün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofyanın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. 

Ayasofya açılacak Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün manalar, zincire vurulmuş kan revan içinde masumlar gibi, ağlaya ağlaya, üstünü başını yırta yırta onun açılan kapılarından dışarıya vuracak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik etmiş sanılan kötülerle, kötülük etmiş sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek 

Ayasofya açılacak!.. Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve her şey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici aziz bir kitap gibi açılacak

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin kapısını mühürlediği Ayasofya, yine onların aynı şekilde mühürlemeye yeltenip hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaşacağı günü dehşetle beklediği mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbine eş, açılacak!..

Ayasofyayı, artık önüne geçilmez bu sel açacak

Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın Her yağmurun arkasında bir sel vardır 

Hepimiz şöyle diyelim, O selin üstünde bir saman çöpü olsam daha ne isterim.

Gençler, kayaları biçecek, ormanları tıraş edecek ve betonarmeleri söküp götürecek olan bu sel yakındır. Allah, mukaddes zatının ve resulünün dostlarıyla beraberdir…

        Selam ve dua ile.

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar