Hülya Kömbe

Hülya Kömbe

Mail: hulyakombe@gmail.com

Pandeminin Hatırlattıkları

Pandeminin Hatırlattıkları

Mesela, parfümün yaygınlaşmasıyla birlikte pabucu dama atılan muhteşem kolonyanın pandemiyle efsane geri dönüşü... Kolonya mı? ‘ııhhh’ diye geri çevirdiğimiz o mucive ürüne tıbbi olarak ihtiyaç duyacağımız kimin aklına gelirdi! Oysa ki kolonya Türk kültürünün olmazsa olmazlarındandır. Ferahlatıcı hoş kokusuyla, uzun yıllardır bayramlarda veya normal zamanlarda evlerimize gelen misafirlerimize ikram ettiğimiz kolonya şimdi hastalıktan korunmak için çok önemli bir ihtiyaç malzemesi oldu! Zaten bir zamanlar kozmetik amaçlı değil, tıbbi amaçlı kullanılıyormuş. Hatırlayalım; mikrop kapmasın diye vücudumuzun yaralanmış herhangi bir yerinin dezenfekte edilmesinde, ağrıyan dişimizin sızlamasının hafifletilmesinde, ağız çalkalamada, baş ağrılarımızda, kas ve eklem ağrılarında hatta temizlikte ve daha birçok alanda kullanılmakta idi. Son zamanlarda tahtını sallayan parfümün hızla yaygınlaşmasıyla epey bir süre unuttuğumuz kolonya nelere kadirmiş de biz kıymetini bilememişiz! Bugün Pandeminin en çok etkilediği altmışbeş yaş üstü jenerasyonun en yakından tanıdığı kolonya  -ki onlar zaten değerini biliyordu- mucizevi bir şekilde hayatımızın her alanında artık!  Geçtiğimiz günlerde Hollanda’da yaşayan abimle salgının Hollanda ve Türkiye’deki seyrine yaptığımız konuşmamızda bana şöyle bir anekdotunu anlattı: Hollandalı olan bir işadamı arkadaşının kendisine para verip “hani sizin kullandığınız, eline döktüğünüz şeyden      -yani kolonyayı tarif ediyor-  bana da alır mısın?” demiş. Abim de seve seve alacağını ifade etmiş. Kolonya kolonya olalı hiç bu kadar iltifat görmemişti! Ferahlatıcı saflığıyla, hoş kokusuyla şu an hastalık bulaşmasın diye dört elle sarıldığımız ve tekrar değerini anladığımız kolonyadan özür dilesek yeridir!

 

Mesela, aile kavramı! Günlük koşuşturmaların içerisinde zaman bulup konuşamadığımız, ilgilenemediğimiz ailemizle daha çok zaman geçirmek için fırsat oldu. Her ne kadar sıkılsak da bir anlamda fedakarlığı öğrendik. İşin ciddiyetini anlayamadığımız o ilk başlarda bedenlerimiz evde olsa da gerek sosyal medya aracılığıyla, gerekse son model telefonlarımızla yine dışardaki hayatla iletişim halindeydik. Ekmekler yaptık, yemekler yaptık paylaştık, fotoğraflar, videolar paylaştık, paylaştık da paylaştık! Ama bir türlü tatmin olamadık! Zaman geçtikçe aslında bazı alışkanlıklarımızın değiştiğine şahit olduk. Dile kolay bunca zaman hayatının çoğunu dışarıda geçiren insanoğlu evde ne yapacağını bilemiyordu! Bir anlamda direniyordu. Şimdi direncin yerini kabullenme aldı. Kabullenme ile birlikte bir ailemiz olduğunu hatırladık. Kendimize yeni alanlar açtık, hobilerimizi keşfeder olduk, ailelerimiz ile daha çok vakit geçirir olduk, daha çok okur daha çok düşünür olduk. 

 

Mesela kültür! Biz hiçbir ülkenin kültürüne benzemeyen bir kültüre sahibiz. Her türlü zorlu süreçten geçen, her türlü zorluğa göğüs geren, mücadeleden yılmayan bir toplum olarak Pandemi sürecinde diğer toplumlara fark attık. Birkaç küçük hadise dışında kuralların kendimizin iyiliği olduğu inancıyla sorumluluklarımızı yerine getirdik. Yardımlaşmanın manevi hazzını bilen bir millet olarak yalnız kendimizi değil, yakınlarımızı, komşularımızı, sevdiklerimizi de düşündük. Başkaları da alsın, yararlansın diye market alışverişlerimizde makul davranıp diğer ülke vatandaşlarının market çılgınlığını yaşamadık. Sepetler asıp içine gıda koyduk ihtiyacı olan alsın diye... Karınca kararınca... Pandemi öncesi o yoğun koşuşturmacanın içerisinde unuttuğumuz saygıyı yeniden hatırladık. Yine hatırlayalım; altmışbeş yaş üzerine sokağa çıkma sınırlaması getirildiğinde gördüğümüz birkaç alaycı hadise, birkaç gün içerisinde yerini saygıya bıraktı. Bu bile başlı başına eğlence anlayışımızın nerelere geldiğinin bir göstergesi idi. Başka ülkeler büyüklerini ölüme terk ederken bizim yirmi yaş altı, kanı kıpır kıpır gençlerimiz anneleri, babaları, anneanneleri, babaanneleri ve dedeleri için sabretmeyi öğrendi. Yaptıklarının hayati önem taşıdığının farkında olup, bir işe yaramanın gururunu yaşıyorlar. Bu süreç bize küçüklerimize sevgiyi, büyüklerimize saygıyı yeniden hatırlattı. 

 

Hani diyorlar ya ‘artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak’ diye! Belki de yepyeni bir düzene geçişimizin ayak sesleridir. Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil elbet ancak bazı değerlerimizi yeniden gözden geçirmemiz, bazı alışkanlıklarımızı yeniden dizayn etmemiz gerekiyor. Artık mütevaziliği bir yana bırakalım, bastırılmış kimliklerimizi kırmanın zamanı geldi. Bu süreç bize komşunun tavuğunun kaz olmadığını, elimizdekilerin daha kıymetli olduğunu gösterdi.  Lütfen artık kendimize inanalım, güvenelim ve yaşadığımız bu dönemdeki davranış biçimimizle, değerlerimizle, vicdanımızla, insanlığımızla ve kültürümüzle gurur duyalım!...

Bu süreci bir farkındalık olarak değerlendirmek belki de en iyisi...




 

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar