Salih Amel

Ferhat Muslu
Ferhat Muslu
21.01.2026 18:53 Güncelleme: 21.01.2026 20:39
Salih Amel

Namazdan İHA’lara, 
Duadan Pazarlara Uzanan Bir Hakikat!!!

Genel olarak “salih amel” denildiğinde, 
insanlarımızın zihinlerinde namaz, oruç, sadaka, zikir vb. gibi işlevler, ibadetler belirir. 
Elbette bunlar salih amellerdendir. 
Lakin bu tür ameller için Kuran’ı Kerimde farklı kavramlar kullanılmaktadır. Namaz kılanlar (el musallûn), oruç tutanlar (es-sâimûn / es-sâimât), zikredenler (ez-zâkirûn), sadaka verenler (el-munfikûn), cihat edenler (el-mücâhidûn) vs. gibi hepsi için ayrı kavramlar kullanılır.

“Salih amel” ifadesinde ise farklı bir anlam olsa gerektir.

Kuranı Kerim’de bu kavram çoğunlukla iman ile birlikte zikredilir. Yaklaşık altmış yerde tekrar edilir. 
Bu tekrarlar, iman ile salih amelin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğunu gösterir.

O halde önce kavramın anlamına bakalım.

“Amel”, bilinçli yapılan ve sonuç üreten işlevdir.

“Salih” ise düzgün, yerli yerinde, ıslah edici, bozgunculuk içermeyen demektir. Günümüz anlayışında “kaliteli” anlamına da gelir.

Bu iki kelime birleştiğinde “salih amel”, iyi niyetle, meşru yöntemlerle ve gerçek fayda üreterek yapılan her türlü kaliteli faaliyeti ifade eder.

Yani salih amel, hayattan kopuk bir maneviyat değil, tam tersine, hayatın içinde kaliteli bir düzen oluşturma faaliyetidir. 
Aynı zamanda şunu da biliyoruz. Hayatın içinde yapılan faaliyetlerin en önemlisi ve en çoğu mal ve hizmet üretimine ilişkin faaliyetlerdir.

Bu açıdan baktığımızda, “salih amel” için zihnimizde farklı bir anlayış doğuyor. Bu anlayış, mal ve hizmet üretimi ile ilgili bir anlayıştır. Pazarlar ile ilgili bir anlayıştır.

Şimdi bu anlayış ile tekrar Kuranı Kerim’e baktığımızda, Enbiyâ Suresi 105. ayet bize çok önemli açılımlar sunuyor. 
Cenabı Allah bu ayette diyor ki 
“Yeryüzüne mutlaka benim salih kullarım vâris olacaktır.” 

Salih kullar, salih amel işleyen kullardır. 
Yani yaptığı işi en güzel ve en kaliteli bir şekilde yapan kullardır. 
Yaptığı iş ile sonuç olarak insanlara faydalı olan, onların iyiliğine çalışan kullardır. Yaptığı işlerin zulümle, fitne ve fesat ile ilişkisi olmayan kullardır.

Demekki pazara, sektöre hakim olanların yaptıkları işler “salih ameller”dendir. 

Çünkü yeryüzüne “ibadet edenler” değil, salih olanlar vâris olur. 
Buradaki “vâris olmak”, sadece uhrevî bir mecaz değildir; tarihsel, siyasal ve ekonomik bir tasarrufu da ifade eder. Yönetmek, hâkim olmak, düzen kurmak anlamlarına da gelir.

Bu anlayış ile bir ayeti daha hatırlayalım.

O da Nur Suresi 55. ayettir; “Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzünde kesinlikle hâkim kılacağını vaat etmiştir.”

İşte size yeryüzünde hakimiyetin temel şartı; 
salih amel işlemek.

Burada bir torpil yoktur, bir ayrıcalık yoktur. 
Bir kuralvardır. Allah’ın vaadi, sebep–sonuç yasasına bağlıdır. Salih amel yoksa hâkimiyet de yoktur.

İşte bu noktada acı gerçekle yüzleşmek zorundayız:

Allah, yeryüzünde (pazarlarda da) hakimiyeti “Müslümanım” diyenlere değil; salih amel işleyenlere verir.

Bu kişiler Müslüman olabilir, olmaya da bilir. 
Kural değişmez. Salih amel işin özüdür.

Bugün küresel dünyada hâkimiyet neyle sağlanıyor?
Üretimle, teknolojiyle, pazar hâkimiyetiyle.

Uçağı olan, motoru olan, çipi üreten, altyapıyı kuran, standardı belirleyen dünyaya yön veriyor. Dolayısıyla bunların hepsi “salih amelin” modern karşılığıdır.

Bu yüzden açıkça şunu söyleyebiliriz.

Uçak üretmek, 
motor üretmek, 
çip üretmek,
modern ev eşyaları yapmak, 
yol–köprü-baraj inşa etmek,
akıllı evler, enerji verimli sistemler kurmak…

İşini en yüksek kalite standartlarında yapmak,
rüşvetten, hırsızlıktan, adam kayırmaktan, cahillikten ve cahillerden uzak durmak…

Bunların tamamı, 
adaletle ve bozgunculuk yapmadan yapıldığı sürece salih amellerdir.

Kim ki salih amel işler, 
pazara hâkim olacak nitelikte kaliteli mal ve hizmet üretir, 
Allah’ın koyduğu yasaya uygun davranmış olur. 
Sonuç da kaçınılmazdır; Hâkimiyet onun eline geçer.

Ne yazık ki bizler 
salih ameli ibadete indirgedik, imarı “dünyevi” saydık. 
Dünyayı başkasına bıraktık, sonra da “neden güçlü değiliz?”, “neden bu kadar zulüm altındayız?” diye hayıflanıyoruz.

Halbuki, salih ameli doğru anlamak, işin sırrıdır.

Yalnız burada dikkat etmemiz gereken incelik şudur. 
Kuranı Kerim’de “salih amel” hep iman ile birlikte anılır. 
Sizin dünyada hakim olmanız, dünyaya varis olmanız salih amel ile ilgilidir. 
Ama ahiret hayatı, kalıcı olan hayattır. Dünya geçici, ahiret kalıcıdır. O halde iman eder de salih amel işlerseniz hem dünyada kazanırsınız hem de ahirette!

Mesela bugün, 
emniyeti tesis etmek için SİHA üretmeniz, salih amellerdendir. 
Hatta eğer imanlı biri iseniz, günlerce sabahlara kadar yapılan ibadetten çok daha üstün bir salih amel işlemiş olursunuz. 
Size hem dünyada bir hakimiyet verir hem de ahiretinizi kazandırır.

Neticede,
İman, yatma gerekçesi değildir. 
Kenara çekilip pazarları gavurlara bırakma gerekçesi hiç değildir.

Salih amel üretmeyen iman, dünyada sonuç doğurmaz.

Yeryüzü, salih amel işleyenlerin mirasıdır.
Mirasını alamayan Müslümanların, imanlarında bir zayıflık var demektir.

Zayıflık, salih amel ile zail olur.

İman, salih amelle ikmal olur.


Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

 

BU HABERİ PAYLAŞ

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

YORUMLAR (0)

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!